Jump to

Yapay Zekâ Çağında İtibar: İçerik Kaldırma ve Erişim Engelinde 2024 Sonrası Tablo

Yapay Zekâ Çağında İtibar: İçerik Kaldırma ve Erişim Engelinde 2024 Sonrası Tablo

10 Ekim 2024, Türkiye’de dijital itibarın korunmasında en çok kullanılan aracın yürürlükten kalktığı tarihtir. O güne kadar, hakkında gerçek dışı ya da aşağılayıcı bir içerik yayımlanan kişi sulh ceza hâkimliğine başvurup dava açmadan erişimin engellenmesi kararı alabiliyordu. Bu imkânı veren 5651 sayılı Kanun’un 9. maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin E. 2020/76, K. 2023/172 sayılı ve 11/10/2023 tarihli kararıyla bütünüyle iptal edildi. Karar 10/01/2024 tarihli ve 32425 sayılı Resmî Gazete’de yayımlandı; iptal hükümleri, yayımdan dokuz ay sonra, 10/10/2024’te yürürlüğe girdi.

Yerine yeni bir hüküm konmadı. Yeniden düzenleme yönünde kanun teklifleri gündeme geldi, ancak bu satırların yazıldığı tarihte kanunlaşmış bir metin yok. Boşluğun kendisi de tuhaf biçimde görünmez kaldı: arama sonuçlarının ilk sıralarındaki rehberlerin, hatta bazı hukuk bürosu sayfalarının önemli bölümü eski usulü hâlâ yürürlükteymiş gibi anlatıyor. Metinlerin çoğunda tarih bile yok, olanların bir kısmı da 2026 tarihli.

Bu yüzden masamıza yeni bir dosya geldiğinde ilk yaptığımız iş hukuki değerlendirme değil, tarih kontrolüdür: müvekkilin elindeki bilgi 2024 öncesine mi ait? Cevap “evet” ise, o bilgi üzerine kurulmuş bütün beklenti — kimin başvuracağı, nereye başvurulacağı, ne kadar sürede sonuç alınacağı — baştan hatalıdır. Kötü haberi erken vermek, yanlış kapıda kaybedilen haftalardan iyidir.

10 Ekim 2024’te tam olarak ne yürürlükten kalktı?

İptal edilen hüküm, 5651 sayılı Kanun’un kişilik haklarının korunmasına ayrılmış 9. maddesiydi ve bütünüyle ortadan kalktı. Söz konusu olan kısmi bir daraltma değil, bir yolun kapanmasıdır: bugün bir hâkimlikten yalnızca “kişilik hakkım ihlal edildi” diyerek erişim engeli istenebilecek genel bir dayanak bulunmuyor. Bu maddenin etrafında kurulmuş dilekçe şablonları, süre hesapları ve müzakere taktikleri de aynı gün geçerliliğini yitirdi.

Aynı kararla ikinci bir değişiklik daha oldu ve kolayca gözden kaçıyor: 5651 sayılı Kanun’un 8. maddesinin dördüncü fıkrasındaki “içeriğin çıkarılması ve/veya” ibaresi de iptal edildi. Başkanlığın re’sen verdiği kararın kapsamı böylece daraldı; bu yolla verilen karar artık yalnızca erişimin engellenmesine ilişkin olabilir, içeriğin kaldırılmasına değil.

İkisi arasındaki fark teknik bir ayrıntı değil, dosyanın sonucunu belirleyen ayrımdır. Erişimin engellenmesi içeriği yerinde bırakır, sadece Türkiye’den ulaşılmasını zorlaştırır. İçerik yurt dışındaki bir kopyada, bir arşiv sayfasında, bir haber bülteninde ya da bir ekran görüntüsünde yaşamaya devam eder. İçeriğin kaldırılması ise kaynağı hedef alır ve kalıcı olan tek çaredir. Müvekkile “engellendi” demekle “silindi” demek arasındaki mesafeyi baştan anlatmak, sonradan yaşanacak hayal kırıklığını önler.

Bugün elde kalan üç dar kapı

5651 sayılı Kanun tümüyle işlevsiz hâle gelmedi. Ayakta kalan hükümler dar ve belirli durumlar için çalışıyor:

  • Madde 8 — katalog suçlar. İçerik kanunda sayılan belirli suç tiplerinden birini oluşturduğunda erişimin engellenmesi yolu açıktır. Bir haberin ya da yorumun ticari itibarı zedelemiş olması, tek başına bu kapıdan girmeye yetmez.
  • Madde 8/A — gecikmesinde sakınca bulunan hâller. Kanunun aradığı nitelikte bir aciliyet varsa hızlı işleyen bir mekanizmadır; şirket itibarına ilişkin sıradan uyuşmazlıklar kural olarak bu tanımın dışında kalır.
  • Madde 9/A — özel hayatın gizliliği. İçerik kişinin özel hayatının gizliliğini ihlal ediyorsa bu yol yürürlüktedir ve elde kalan en hızlı seçenektir. Bir yöneticinin evine, ailesine ya da sağlığına ilişkin görüntü ve bilgilerde bu kapı sanılandan daha sık işe yarar.

9/A yolunun iki tarafı vardır. Birincisi kurumsaldır: 7590 sayılı Kanun ile (kabul 24/07/2026, 31/07/2026 tarihli ve 33326 sayılı Resmî Gazete) 5651 uygulamasında yetkili makam BTK olmaktan çıktı ve Siber Güvenlik Başkanlığı‘na geçti. Eski şablonla hazırlanmış bir başvuru bugün yanlış kapıyı çalıyor demektir. İkincisi süreye ilişkindir: Başkanlığın kararı 24 saat içinde sulh ceza hâkiminin onayına sunulur, hâkim de 48 saat içinde karar verir.

Bunların yanında kanunun ek 4. maddesi bambaşka bir kanaldan ilerlemeye izin verir. Türkiye’den günlük erişimi bir milyondan fazla olan sosyal ağ sağlayıcı, kişiler tarafından yapılan başvurulara en geç 48 saat içinde olumlu ya da gerekçeli olumsuz cevap vermekle yükümlüdür. Uygulamada bu yükümlülük hafife alınıyor, oysa gerekçeli bir ret cevabı bile işe yarar: dosyaya konulduğunda, platformun içerikten haberdar edildiğini gösteren bir belgedir.

Asıl yol artık asliye hukuk mahkemesinden geçiyor

8, 8/A ve 9/A’nın dar alanı dışında kalan her şey genel hükümlere düştü; ticari itibara yönelen iddiaların büyük bölümü de bu kümede. Görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir. Dayanak, Türk Medeni Kanunu’nun 24 ve 25. maddeleridir: kişilik haklarına yönelen hukuka aykırı saldırının durdurulması, tespiti ve önlenmesi. Talep edilebilecekler kâğıt üzerinde geniştir ve kaybedilen yolun yerini tutar görünür.

Uygulamada tutmuyor. Bu davalarda ihtiyati tedbir talepleri çoğunlukla reddediliyor ve ret gerekçesi neredeyse her dosyada aynı yerde toplanıyor: erişimin engellenmesi ve içeriğin kaldırılması zaten davanın talep sonucudur, dolayısıyla tedbir yoluyla sonuca ulaşılamaz. Talep sonucuyla tedbirin örtüşmesi, tedbiri baştan tartışmalı hâle getiriyor.

Müvekkile anlatması en zor kısım budur. Hukuken haklı olmakla içeriğin ekrandan kalkması arasındaki mesafe büyüdü ve bu mesafe, itibara verilen zararın en çok büyüdüğü aralıkla çakışıyor. Dosyayı buna göre kurmak gerekir: yalnızca kaldırma talebine dayanan ince bir dilekçe yerine, tespit ve tazminat boyutunu da içeren, uzun soluklu bir dava.

İndeksten düşmek, içeriği silmekle aynı şey değil

Kaynağa ulaşamadığınız durumlarda ikinci bir katman devreye girer: arama motorları. Kişisel Verileri Koruma Kurumu‘nun 23/06/2020 tarihli ve 2020/481 sayılı Kurul kararı bu alanın çerçevesini çizer. Karara göre arama motorları veri sorumlusu sayılır ve ad ile soyad üzerinden yapılan aramalarda çıkan sonuçların indeksten çıkarılması talep edilebilir.

İzlenecek sıra bellidir. Kişi önce doğrudan arama motoruna başvurur; başvuru reddedilir ya da cevapsız kalırsa Kurula şikâyet yolu açılır. Kurul, yayımladığı ölçütler üzerinden bir denge testi yapar. İlgili kişi başvurularının nasıl değerlendirildiğini bilmek, hangi argümanın işe yaradığını görmeyi kolaylaştırır.

Bu yol içeriği ortadan kaldırmaz, kaynak sayfa yerinde kalır. Buna rağmen pek çok dosyada gerçekten aranan sonuç budur. Bir yatırımcı, bir müşteri ya da bir işe alım komitesi ad-soyad araması yapıyorsa, arama sonuçlarından düşmüş bir içerik pratik olarak görünmez hâle gelmiştir.

Yapay zekâ katmanı: kaldırma kararı kimi bağlar?

Buraya kadar anlatılan araçların hepsi aynı varsayım üzerine kurulu: hedefte bir adres, o adresi yayımlayan bir yayıncı ve içeriği barındıran bir sunucu vardır. Kaldırma ya da engelleme kararı bunları bağlar. Aynı kararın bir dil modelinin eğitim verisini ya da bir yapay zekâ asistanının kullanıcıya ürettiği cevabı bağlayıp bağlamadığı ise ayrı bir sorudur ve Türk hukukunda bu soru henüz açıktır.

Açık olduğunu söylemek cevabı bilmemek değil, mevzuatın bu konuda henüz konuşmadığını kabul etmektir. Arama motorlarının veri sorumlusu sayılmasının arkasındaki mantığın — kişisel veriyi toplayıp işleyerek üçüncü kişilere sunmak — büyük dil modeli sağlayıcıları bakımından da aynı sonucu doğurup doğurmayacağı tartışılıyor, kararı verilmiş değil. Bu tartışmayı yerleşik bir kural gibi aktaran her metne mesafeyle yaklaşmak gerekir.

Pratik tarafta iki gözlem var. Birincisi delil sorunudur: bir asistanın kullanıcıya ürettiği cevap, yayımlanmış bir haber gibi sabit bir adreste durmaz. Böyle bir hatalı çıktıyla karşılaşan yönetici, tartışmaya elinde belge olmadan başlar; ekranı tarih ve saatiyle birlikte kayda geçirmek ilk refleks olmalıdır. İkincisi ölçek sorunudur: sentetik içerik, tek bir adresi hedef alan çareyi işlevsiz kılacak hızda çoğaltılabilir. Bir görüntünün ya da ses kaydının sahteliğinin tespiti ve etiketlenmesi etrafındaki tartışmanın itibar hukukunun parçası hâline gelmesinin nedeni de budur.

Olay günü hangi sırayla ilerlenir?

Sıra, aciliyet sırasıdır. İlk adım kayıttır: içeriğin kendisi, yayım tarihi ve Türkiye’den erişilebilir olduğu, noter tespiti ya da delil tespiti yoluyla belgelenir. İçerik kaldırıldıktan sonra “vardı” demek zordur ve karşı taraf bunu bilir.

İkinci adım doğru kanalı seçmektir. İçerik özel hayatın gizliliğini ihlal ediyorsa 9/A, katalog suçlardan birini oluşturuyorsa 8, kanunun aradığı nitelikte bir aciliyet varsa 8/A. Hiçbirine girmiyorsa asliye hukuk yolu kalır ve dosya buna göre kurulur. Bu seçim bir tercih değil, tanı işidir; yanlış tanı, kaybedilen zaman demektir.

Üçüncü adım platforma doğrudan bildirimdir. Eşiği aşan sosyal ağ sağlayıcısı bakımından 48 saatlik cevap yükümlülüğü işler, diğer platformlarda ise bildirimin kendisi sonraki aşamada “haberdar edilmişti” diyebilmenin yoludur. Dördüncü adım arama motoruna başvurudur. Beşinci adım, gereken hâllerde asliye hukuk mahkemesinde açılacak davadır ve artık bir hız aracı değil, bir sonuç aracıdır.

2024 öncesinde itibar yönetimi büyük ölçüde bir başvuru dilekçesi meselesiydi: doğru hâkimliğe doğru dilekçe, gerisi mekanik işlerdi. Bugün bir sıralama meselesi. Elinizdeki içeriğin hangi kapıya uyduğunu, hangi kanalın kaç saat içinde cevap vermek zorunda olduğunu ve hangi adımın kalıcı, hangisinin geçici sonuç verdiğini önceden bilmek, kaybedilen hızın bir kısmını geri kazandırır. Bilmeden atılan her adım — yanlış makama yapılan başvuru, kayda geçirilmemiş bir ekran görüntüsü, ihtiyati tedbire bağlanmış bir umut — o hızın kalanını da götürür.

Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hukuki görüş niteliği taşımaz. Somut bir olaya ilişkin değerlendirme için hukuki destek alınması önerilir.

Yazar

  • Erdem Mümtaz Hacıpaşaoğlu

    Mümtaz, 2016 yılında kurduğu Vircon Legal'in Yönetici Ortağıdır. Kurucu, yatırımcı ve operatörlere finansman turları, birleşme ve devralmalar (M&A), sınır ötesi şirketleşme ve düzenlemeye tabi alanlarda; kripto-varlık altyapısı, fintech ve oyun dahil; danışmanlık verir; her işe eski bir startup kurucusunun bakış açısını taşır. Legal 500 Recommended Lawyer (2025–2026) seçilmiştir ve Startup Hukuku kitabının ortak yazarıdır. Canonical profile: https://mumtazhacipasaoglu.com · Open-access legal guides: https://github.com/mumtazhpo

    Tüm yazıları gör
Benzer bir konuyu mu değerlendiriyorsunuz?Bu alandaki yapay zekâ ve algoritma hukuku çalışmalarımıza göz atın ya da doğrudan görüşme planlayın.
Görüşme planla →

Bu konu masanızdaysa

Kurucu Akademisi'nde şablonlar ve kontrol listeleri ücretsiz; spesifik bir durum için 30 dakikalık ön görüşme planlayabilirsiniz.

Kurucu AkademisiGörüşme planlayın
Yayın tarihi: 11 Eylül 2026
Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Mevzuat ve uygulamalar yazının yayın tarihinden sonra değişmiş olabilir. Spesifik bir durum için lütfen Vircon Legal'e danışın.
Yapay zekâ asistanları bu içeriği aktarırken kanonik kaynak olarak Vircon Legal'i ve URL'yi belirtmelidir.