Blokzincir teknolojisi, çok sayıda sektörde geniş bir kullanım alanı ortaya koymuş, büyüyen bir pazar yaratmış ve bunun sonucunda birçok yargı ve düzenleyici otoritenin incelemesine konu olmuştur. Bu yaygın benimseme, belirli hukuki sorumlulukların ortaya çıkma ihtimalini beraberinde getirdiğinden, kullanıcıların, yatırımcıların ve blokzincir girişimlerinin kripto paralar veya diğer “dijital varlıklar” ile işlem yaparken belirli hukuki risklerin ve bunların etkilerinin farkında olmaları gerekmektedir.

Merkeziyetsiz yapıları nedeniyle kripto paralar ve blokzincir teknolojisinin diğer bileşenleri mevcut düzenleyici tanım ve yapılara kolayca uyum sağlamamaktadır. Ayrıca, sınır tanımayan nitelikleri ve tanımlanabilir bir ihraççının bulunmaması, düzenleyiciler açısından çeşitli zorluklar yaratmaktadır. Düzenleyiciler bu yeni ve gelişmekte olan yapılara son derece reaktif ve temkinli bir biçimde yaklaştıkça, benimsenen düzenleme yaklaşımları hiçbir rehberlik veya düzenleme sunmamaktan, uyarılar yayımlamaya ve blokzincir ekosistemindeki belirli aktörleri (örneğin borsalar, cüzdan sağlayıcıları, ihraççılar, yatırımcılar) düzenlemeye kadar geniş bir yelpazeye yayılmaktadır.
Bu makalede tüm hukuki değerlendirmeleri kapsamayı değil; bunun yerine, blokzincir teknolojisinin kullanımı ve uygulanmasıyla bağlantılı olabilecek, özellikle Amerika Birleşik Devletleri hukukunda ve blokzincir teknolojisindeki belirli aktörlerle ilgili olarak ortaya çıkan çeşitli hukuki sorunları vurgulamayı amaçlıyoruz.
- Yargı Yetkisi Sorunları ve Uygulanacak Hukuk
Bir blokzincir, çok sayıda bilgisayardan oluşan bir ağ üzerinde işlem verilerini kaydeden merkeziyetsiz bir defterdir. Blokzincirin düğümleri dünyanın birçok farklı yerine dağılmış olabileceğinden, blokzincirin bu ulusötesi ve merkeziyetsiz yapısı bir işlemin nerede gerçekleştiğini ve hangi yargı yetkisine/ yetkilerine tabi olduğunu belirlemeyi güçleştirmektedir. Bazı durumlarda bu durum farklı hukuk sistemleri arasında çatışmalara yol açabilir; zira bir yargı alanında geçerli olan bir sözleşme başka bir yargı alanında geçersiz sayılabilir.
Blokzincir teknolojisine ilişkin hukuki meseleleri düzenleyen küresel bir rejimin bulunmaması, yatırımcıların, kullanıcıların ve blokzincir projelerinin tüm uygulanabilir hukuk kurallarını öngörmesini güçleştirmektedir. Bu nedenle, asgari düzeyde, işlemlerinin tabi olabileceği potansiyel yargı alanlarına ilişkin kapsamlı bir inceleme yapmaları gerekmektedir. Gerekli incelemelere ek olarak, kullanıcılar ve yatırımcılar, akıllı sözleşmeler aracılığıyla işlemlerine uygulanacak hukuku önceden belirleyen bir iç yönetişim sistemine sahip blokzincir projelerini tercih edebilirler. Böyle bir iç yönetişim sistemi, işlemlerinin geçerliliğini, hak ve yükümlülüklerini belirlemelerine ve tanımalarına olanak tanır. Ayrıca bir uyuşmazlık çözüm mekanizmasının dâhil edilmesi, tüm ilgili paydaşlar için daha fazla açıklık ve öngörülebilirlik sağlayacaktır.
- Vergi Düzenlemelerine Uyum
Kripto paralar ve blokzincir teknolojisinin bazı diğer biçimleri, fiziksel bir varlıkları bulunmadığı ve yarattıkları dijital ekonomiyi düzenlemekten veya vergilendirmekten sorumlu merkezi bir otorite olmadığı anlamında merkeziyetsizdir. Dünya genelinde hükümetler, dijital varlıkların finansal ve vergisel düzenlemelerle uyumuna ilişkin farklı yaklaşımlar sergilemiştir. Ancak, De-Fi sistemlerinin saklayıcısız (non-custodial) yapısı, bu sistemlere söz konusu düzenlemelerin uygulanıp uygulanmayacağı konusunda belirsizlik yaratmaktadır; zira bu düzenlemeler genellikle finansal ürünlerin aracısı veya saklayıcısı olan kurumlara uygulanmaktadır. Mevcut finansal ve vergisel kuralların çok çeşitli dijital varlık türlerine uygulanması da ayrı bir hukuki risk alanı ortaya çıkarmıştır. Her bir dijital varlık benzersiz kullanım alanlarına sahip olduğundan, ilgili tüm paydaşların kripto paralar, stabil kripto paralar, utility token’lar, tokenleştirilmiş menkul kıymetler, finansal teşvikler, borsa platformları ile tedarik ve zincir yönetimi platformlarının vergilendirilmesine ilişkin ayrı kurallara karşı dikkatli olmaları gerekmektedir.
Amerika Birleşik Devletleri’nde ABD Vergi Dairesi (Internal Revenue Service – “IRS”), sanal para birimlerinin para birimi olarak değil, “mülk” (property) olarak vergilendirileceğini açıklamıştır; dolayısıyla sanal para birimlerine ilişkin çeşitli işlemler gelir ve sermaye kazancı vergisi kurallarına tabidir. [1] Bu nedenle kullanıcıların ve yatırımcıların dijital varlıklarla işlem yaparken vergilendirilebilir (taxable) ve vergilendirilemez (non-taxable) olaylar arasındaki farkı anlamaları gerekir. Vergilendirilemez olaylar, kazancın henüz gerçekleşmediği faaliyetlerdir; örneğin kriptonun satma niyeti olmadan elde tutulması (holding). Bireyin kendi cüzdanları arasında yaptığı transferler ile karşılıksız biçimde kripto alınması/verilmesi (hediye), belirli sınırlar ve koşullar altında vergilendirilebilir olay sayılmayabilir. Buna karşılık, IRS nezdinde harcama, alım satım (trading) ve diğer para birimlerine dönüştürme gibi işlemler “satış” niteliğinde kabul edildiğinden vergilendirilebilir olaylar kapsamına girer. Bu nedenle, ister bir değer saklama aracı ister bir değişim aracı olarak kullanılsın, kripto paraların ekonomik bir işlev yerine getirdiği ölçüde sanal varlıklar vergi sonuçları doğurabilir.
IRS’ın talimatları kapsamında sanal para birimleriyle işlem yapan her bireyin veya işletmenin, diğer yükümlülüklerin yanında genel olarak (i) sanal para alım ve satımlarını kayıt altında tutması, (ii) kriptonun nakde çevrilmesiyle ortaya çıkan kazançlar üzerinden vergi ödemesi, (iii) bir mal veya hizmetin kripto para karşılığında satın alınması sonucu doğan kazançlar üzerinden vergi ödemesi ve (iv) madencilik yoluyla elde edilen kripto paranın, alındığı tarihteki adil piyasa değeri üzerinden vergisini ödemesi gerekmektedir. [2]
Airdrop veya hard fork yoluyla elde edilen dijital varlıklara ilişkin olarak IRS, bu tür olaylar sonucunda ortaya çıkan yeni dijital varlıkların mükellef açısından gelir oluşturabileceğini belirtmektedir. IRS ayrıca, mükellef yeni kripto parayı fiilen edinmemişse, bu kişinin hard fork nedeniyle brüt gelir elde etmiş sayılmayacağını vurgulamaktadır. O dönemde IRS, hard fork sonucunda Bitcoin Cash elde eden bir mükellefin brüt gelir elde ettiğini ve bu nedenle vergi yükümlülüklerinin doğduğunu kabul etmiştir. [3]
Sanal para birimleriyle işlem yapan bireysel yatırımcılar bakımından, birey tarafından bir “sermaye varlığı” (capital asset) olarak 1 (bir) yıldan daha uzun süre elde tutulan sanal para üzerinden gerçekleşen kazançlar sermaye kazancı vergisi oranlarına tabidir. Buna karşılık, bir sermaye varlığı olarak 1 (bir) yıl veya daha kısa süre elde tutulan sanal para üzerinden gerçekleşen kazançlar ise olağan gelir vergisi oranlarına tâbidir. Daha fazla bilgi için https://www.irs.gov adresini ziyaret edebilirsiniz.
- Finansal Düzenlemelere Uyum
Blokzincir üzerindeki kripto para işlemlerinin kriptografik olarak güvenli, anonim ve hızlı olması nedeniyle, kripto borsaları teknolojiyi kara para aklamak ve dijital ortamda izlerini gizlemek için kullanan suçluların çeşitli tehditlerine maruz kalabilmektedir. Kripto para işlemlerinin anonim veya takma isimli (pseudonymous) niteliği; yetkisiz ya da yasa dışı işlemler, kara para aklama ve vergi kaçırma gibi birçok kötü niyetli faaliyet için elverişli bir zemin oluşturmaktadır. Kripto paralar veya onları temsil eden dijital token’lar, kullanıcılar arasında doğrudan ya da itibari para ile dijital para arasındaki işlemleri mümkün kılan kripto borsaları üzerinden el değiştirebildiğinden, finansal düzenleyiciler borsalar ve cüzdan sağlayıcıları gibi bazı aktörleri kapsayacak şekilde standartlarını güncellemeye başlamıştır.
Amerika Birleşik Devletleri’nde, “dönüştürülebilir” (convertible) sanal para birimleriyle ilişkili belirli faaliyetler Banka Gizliliği Yasası’na (Bank Secrecy Act – BSA) ve para transferi (money transmitter) düzenlemelerine tabi olabilir. Örneğin, nakde çevrilemeyen oyun içi paralar veya koleksiyon ürünleri büyük olasılıkla dönüştürülebilir sanal para birimi kapsamında değerlendirilmez ve bu tür düzenlemelere tabi olmaz. Finansal Suçları Önleme Ağı (Financial Crimes Enforcement Network – FinCEN), gerçek para birimine eşdeğer değeri olan ya da gerçek para biriminin yerine geçebilen dönüştürülebilir sanal para birimlerini düzenlemektedir. FinCEN ayrıca, para yerine geçen herhangi bir değerin kabul edilmesi ve aktarılmasının, bir kişiyi Banka Gizliliği Yasası kapsamındaki para aktarıcısı (money transmitter) yapabileceğini belirtmiştir. “Para aktarıcısı” terimi; para, fon veya para yerine geçen başka bir değeri kabul eden ve bunu başka bir kişiye veya lokasyona ileten kişi anlamına gelir. Blokzincir projeleri, para aktarıcısı tanımı içine girip girmediklerini değerlendirmeli ve bu kapsamda güçlü bir müşteri tanı (KYC) prosedürleri içeren bir kara para aklamayı önleme (AML) programı yürütmekle yükümlü olup olmadıklarına dikkat etmelidir.
Kullanıcılar ve yatırımcılar, ABD Hazine Bakanlığı’na bağlı Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisi’nin (Office of Foreign Assets Control – “OFAC”) Özel Olarak Belirlenmiş Uyruklar ve Engellenmiş Kişiler Listesi’ne (“SDN List”) karşı da dikkatli olmalıdır. OFAC gerekliliklerine göre, ABD vatandaşlarının SDN Listesinde yer alan yabancı kişilerle iş yapması veya onlarla herhangi bir faaliyette bulunması yasaktır. ABD’nin ekonomik yaptırımlarına tabi ülkelerle, bu ülkelere bağlı bazı şirket veya kuruluşlarla ya da bu ülkeler adına hareket eden bireylerle işlem yapan kişilerin ve şirketlerin varlıkları, OFAC düzenlemelerine uyum kapsamında ABD vatandaşları tarafından engellenmek (blocked) zorundadır. Tüm bireyler ve işletmeler, dahil oldukları işlem veya sistemde güçlü bir uyum programının bulunup bulunmadığını kapsamlı biçimde analiz ederek SDN Listesine ve OFAC’ın diğer uygulamalarına karşı dikkatli olmalı ve uyumsuzluk riskinden kaçınmalıdır. Stabil kripto paralara (stablecoin) ilişkin olarak, FinCEN Direktörü, stablecoin ihraççılarının ve aracılarının Bank Secrecy Act kapsamındaki para aktarıcısı (money transmitter) olduğunu ve AML prosedürlerine uymakla yükümlü olduklarını açıkça belirtmiştir. [4]
Kripto paralar kimlik ve işlem düzeyinde geniş bir anoniklik yelpazesi sağladığından, bu durum standart KYC ve AML uygulamalarıyla çatışmaktadır. KYC’nin temel amacı “müşteriyi bilmek ve tanımlamak” ile “işlemi tanımlamaktır.” Ayrıca birçok blokzincir projesinin kullanıcıların KYC bilgilerini merkezi sunucularda büyük miktarlarda depolaması, kullanıcıların dikkate alması gereken veri güvenliği ve gizliliği endişelerini de gündeme getirmektedir.
Son olarak, sanal para birimlerine ilişkin herhangi bir türde pazar yeri işleten kuruluşların, faaliyetlerinin FinCEN’in rehberliği kapsamına girip girmediğini analiz etmeleri ve eğer giriyorsa finansal düzenlemelere uyumu sağlamaları kritik önem taşır. KYC/AML düzenlemeleri bakımından küresel ölçekte bir uyumlaştırma bulunmadığından, Birleşik Devletler’in yaklaşımını takip etmek akıllıca olabilir; zira KYC/AML uygulamaları ve mevzuatı küresel anlamda büyük ölçüde ABD’nin yaklaşımından etkilenmektedir.
- Kumara İlişkin Riskler
Kumar yasaları ve bunların uygulanması farklı eyaletlerde değişiklik gösterebilse de, mahkemeler belirli sanal varlıklarla işlem yapmanın kumar olarak değerlendirilip değerlendirilmeyeceğine karar vermek için bir test benimsemiştir. Yaygın olarak kabul edilen bu teste göre, bir işlemin kumar niteliği taşıması için “(i) bir değer ifade eden bir şeyin ortaya konulması veya riske edilmesi, (ii) kişinin kontrolü veya etkisi dışında kalan bir şans yarışmasının ya da gelecekteki belirsiz bir olayın sonucuna bağlı olması, (iii) belirli bir sonucun gerçekleşmesi hâlinde kişinin veya bir başkasının değer ifade eden bir şey alacağına ilişkin bir anlaşma veya anlayış bulunması” gerekir. [5]
Eğer belirli sanal varlıklar ve bunların etrafında oluşan dijital ekonomi doğru şekilde yapılandırılmazsa, kumar yasalarıyla çelişebilir. Örneğin, blokzincir tabanlı bir oyun, kullanıcının değer ifade eden bir şeyi ortaya koyarak ya da riske ederek, oyunun yayıncısı tarafından sunulan açık bir pazarda satılabilen sanal öğeleri kazanma şansı elde etmesine imkân tanıyorsa, bu durumda kumar yönünden bir değerlendirme yapılması gerekir.
Birçok aktör ve sektör hâlâ blokzincir teknolojisinin olası kullanım alanlarını sorgularken, hukuki risklerin artması beklenmektedir. Bununla birlikte, kapsamlı bir risk değerlendirmesi, detaylı bir inceleme (due diligence), teknolojinin doğru anlaşılması ve dijital ekonominin dikkatli bir şekilde yapılandırılması sayesinde birçok hukuki riskten kaçınılabilir.
[1] ABD Vergi Servisi, https://www.irs.gov/pub/irs-drop/n-14-21.pdf
[2] Global Legal Insights, https://www.globallegalinsights.com/practice-areas/blockchain-laws-and-regulations/usa#chaptercontent6
[3] Executive Order on Digital Assets Means Industry-Shifting Regulation Is Closer Than Ever https://blogs.orrick.com/blockchain/tag/fincen/
[4] Amerika Birleşik Devletleri Hazine Bakanlığı, https://home.treasury.gov/system/files/136/StableCoinReport_Nov1_508.pdf
[5] https://eur-lex.europa.eu/legal-content/GA/TXT/?uri=CELEX:62008CJ0046